Hürriyet

>

28 Mayıs 2015 Perşembe

BİLİM-KURGU - EDEBİYAT DÜNYASININ ÜVEY EVLADI

 


Edebiyat dünyasının iki üvey evladı var. Polisiye ve bilim-kurgu. Nedense akla hemen ucuz çizgi romanlar, beden kahramanlarının duygusuz aksiyonları, uzaylı istilaları gelir. Halbuki biraz daha yakından incelense bilim-kurgunun içerdiği yüksek yaratıcılık, hayal gücü, insan davranışları en az bir edebi eserin içeriği kadar hatta bazen fazlası. İyi bir bilim-kurgu bugünün sorunlarını geleceğe taşıyarak çözüm arar. İçinde ince bir dilden fazlası vardır. Edebi eserlerde kahramanların kader rüzgarlarında savrulması ve direnişleri dile getirilirken bilim-kurgu bunu bir adım ileriye taşır. İnsan sorumluluğunu, yaratıcılığının bedellerini, teknolojinin ağırlığında değişen insan davranışlarını inceler. Hem sosyolojik hem de teknolojik hayaller içerir. Bugünün şartlarında sadece düş olarak kabul edilenlerin gelecekte hayatımızı nasıl yönlendireceğini araştırır, sorular sorar, yanıtlar verir. Bunu yaparken de iki farklı yaklaşım kullanır. Bugün var olan bir bilimsel sorunun gelecekte ulaşabileceği sınırları ve yaratacağı problemleri incelemek -ki buna projeksiyon denir-, ya da gelecekte gerçekleşecek bir buluşun topluma, kurallarına, ahlaki yaklaşımlarına ve insan davranışlarındaki değişimine getireceği farklılıkları incelemek -spekülasyon-. Bu iki ana soru alt başlık ve konulara ayrılarak daha detaylandırılabilir. Ama burada amacım bilim-kurguyu yapısal analiz etmek değil, içerik olarak neden edebi görülmesi gerektiğini tartışmak.
     Edebiyat eserleri insan davranışlarını konu alırlar. Yazarlar çatışmalar yaratır, hayali düşmanlar üretir, kahramanlarını karar almaya zorlarlar. Her karar anı bir zirvedir ve bize kahramanımızın gerçek kişiliğine inmemizi sağlayan bir merdivendir. Zor şartlar altında verilmesi gereken her karar, kahramanımızın maskesini bir parça daha düşürür. O yüzden edebiyat güzel kelimelerin sayfalarda dans ettiği metinler değil, yoğun psikolojik baskıların yarattığı kararların ve karşılığında ödenen bedellerin geçit törenidir. Bilim-kurgu işte tam da bu nedenle edebiyata aittir. En çok kararın alındığı, belki de en yüksek bedellerin ödendiği türdür. Bazen tüm bir gezegenin kaybına, bazen bir ırkın yok olmasına, bir inancın kökten değişimine yol açan kararlar, kişisel değil ama toplumsal bedeller ödetir. Demek ki bilim-kurgu kişisellikten uzak, toplumsal değişimleri konu alan çok daha sosyolojik metinlerdir.
       Biz (Zamyatin) totaliter toplum yapısını en iyi anlatan ,Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley), , 1984 (George Orwel) gibi kült kitaplara ilham kaynağı olan eserdir. Topluma karşı bireyin karşı çıkışı konu alınır. Günümüzde sürekli vurgulanan toplum refahı kavramını bireyciliğin üstünde tutmanın getirebileceği son noktayı anlatır. Birey ne zaman kendinden vazgeçer?

Ama sadece gözüne bir şey kaçan göz, parçalanmış parmak ve ağrıyan diş kendini hisseder ve bireyselliğini kavrar. Sağlıklı göz, parmak ve diş adeta yoktur. Kişisel bilincin sadece bir hastalık olduğu apaçık ortada değil mi?[1]
Fahrenheit 451 ( Ray Bradbury) gelecekte değişen değerlerin yarattığı bir toplumu anlatır. Yine toplum bireyin üstündedir. Bunu yapmak için Cesur Yeni Dünya'da kullanılan aileyi yok edip fabrikalarda şartlandırmalarla döllenip büyütülen, genleriyle oynanarak toplumsal sınıflara ayrılan kişilerden bahsetmez. Bu kadar teknolojik olmaya gerek yoktur. Sadece medya ve eğitim ile de aynı sessiz topluluk yaratılabilir. Bradbury, amaçları ellerinden alınmış, kelimelerinin içi boşaltılmış dile sahip, okuması yasaklanan bireylerin zaten kalabalığın gücüne sığınacaklarını bilir. Bu sessiz kalabalığı ise ancak bir diktatör yönetir.
.Şanslıyız ki onun gibi acayip kişiler çok sık olmuyor. Onların birçoğunu geç olmadan, daha tomurcukken nasıl ayıklayacağımızı biliyoruz. Bir evi çivisiz ve ahşapsız inşa edemezsin. Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların devlet üzerine endişelenmesindense bırak böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini veya İowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası 'olaylarla' tıka basa yap ki; kendilerini gerçekten zeki zannetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmez. Olayların bağlantılarını kurmak için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar.[2]
              Bu kadar ciddi bir felsefe, günümüz toplumunu anlamamızı sağlayacak geçmişten gelen bir bilgelik nasıl olur da edebiyatta üvey evlat olur? Ben diyorum ki siz okurlar kimsenin sınıflandırmalarına kulak asmayın. Kendi kararlarınızı verin, kulaktan dolma bilgilerle değil araştırarak sonuca ulaşın. Okuma listelerinize mutlaka bilim-kurguyu ekleyin. Teknolojik hayaller kurmak bir toplumu sadece daha yaratıcı yapmaz, daha vizyoner kılar. Belki de miyopluktan kurtulmak gelişmek için bir toplumun yapması gereken yegane şeydir, kim bilir?
Herkese iyi okumalar!

 

[1] Biz, Yevgeni Zamyatin, İthaki Yayınları : 134
[2] Ray Bradbury, Fahrenheit 451, İthaki yayınevi, s:98-99